Kuduz aşısının ilk kez 1885 yılında Paris’te üretilmesinden iki yıl sonra 1887’nin ocak ayında Osmanlı’ya getirildi ve Kuduz Tedavi Müessesesi kuruldu. Bu kurum dünyada üçüncü, doğunun ise ilk kuduz merkezi oldu. Bu merkezde 1896 yılında difteri serumu da üretildi. Böylece ülkemizde insan sağlığı için üretilen ilk serum difteri serumu oldu. 1903’te kızıl serumu da bu merkezde üretilmeye başlandı.
Merkezde 1897 yılında sığır vebası serumu da üretilmekteydi. Üretimi arttırmak üzere 1911 yılında Erzincan’da da bir Merkez açılarak sığır vebası serumu üretilmeye başlandı. Bu Merkez 1928 yılına kadar hizmet verdi.
Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında zor koşullar altında dahi hayvan ve insan aşıları ve serumları üretilmeye devam edildi. İstanbul’un işgali sonrasında aşı merkezi önce Eskişehir, daha sonra da Kırşehir’e taşındı. Aynı dönemde Afyon’da çiçek aşısı üretimine devam edildi. Erzurum’daki serum laboratuvarı, Rus işgali sırasında Halep, Niğde, Sivas ve Erzincan’a taşındı. Kastamonu’da da aşı üretimi yapıldı. Benzeri üretim Cumhuriyet döneminde de devam etti.
Ankara’da Hıfzıssıhha Müessesesi'nin kurulmasından sonra aşı ve serum üretimleri 1928 yılında bu kurumda merkezileştirildi. Serum üretimi amacıyla Hıfzıssıhha Müessesesine bağlı olarak Esenboğa Köyü dolaylarında 1968 yılında bir de “serum çiftliği” kurulmuştu. Burada özellikle tetanos, gazlı gangren, difteri, kuduz, şarbon, akrep serumları üretilirdi. Serum çiftliğinde serum üretiminde kullanılmak üzere at, tavşan gibi hayvanlar yetiştirildi.
1932 yılına kadar ülke için gerekli serumlar ithal yoluyla karşılanırken, bu yılda serum üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak düzeyde olduğu için serum ithalatı durduruldu 1937’de kuduz serumu üretimi, 1942’de tifüs aşısı ve akrep serumu üretimine başlandı.
Ne yazık ki, 1999 yılında aşı ve serum üretim tesisleri kapatıldı. 2011 yılında ise Refik Saydam Enstitüsü kapatıldı. Böyle aşı ve serum üretimlerine son verildi.