Cumhuriyetin ilk yılları yeni bir devletin çalkantılı kuruluş yılları idi. Atatürk, yüksek öğretim ile ilgili ilk ciddi girişimlerine ancak 1930’dan sonra başlayabildi. Bunların en önemlisi “İstanbul Darülfünun” (Fenler evi) yerine modern bir üniversitenin kurulmasıdır.
Atatürk, ilk iş olarak uluslararası üne sahip olan İsviçreli Profesör Albert Malche’yi ülkeye davet eder ve O’nun hazırladığı raporda yer alan öneriler doğrultusunda bilimsel özerkliği olan, uygulamalı eğitime ağırlık veren, yabancı dil öğrenimini önemseyen, ülke koşullarına uygun çağdaş bir üniversite kurdu. 1933 yılında çıkartılan “2252 Sayılı İstanbul Darülfünununun İlgasına ve Maarif Vekâletince Yeni Bir Üniversite kurulmasına Dair Kanun” ile kurulan yeni üniversiteye İstanbul Üniversitesine bağlı Tıp, Hukuk, İktisat, Edebiyat ve Fen fakülteleri bağlandı; eczacılık ve diş hekimliği fakülteleri tıp fakültesinden ayrılarak bağımsız oldu; ayrıca Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı; Üniversitenin yönetimi Alman modeline göre yapılandırıldı; eğitim yönteminin temelleri değiştirildi; uygulamalı eğitimlere ağırlık verilmeye başlandı; yabancı dil dersi zorunlu hale geldi; Türkçe bilimsel yayınlara önayak olundu; Tıp Fakültesi Haydarpaşa’dan İstanbul’a taşındı; üniversite haftası denilen tatil kursları ile İstanbul dışında eğitimlere gidilmeye başlandı. Bütün bu gelişmelerin olmasında öncü rolü oynayan ve çok değerli katkıları olan zamanın Maarif Vekili Dr. Reşit Galip’i de şükranla anmak gerekir.
O dönemde Hitler zulmünden kaçan çok sayıdaki Yahudi asıllı bilim insanı Türkiye’ye geldi. Yabancı profesörlerin ülkemizdeki tıp eğitiminin gelişmesine çok önemli katkıları oldu. Sayıları yirmiyi aşkın yabancı profesör Tıp Fakültesi ve diğer sağlık kuruluşlarında görev yaptı. Bu kişiler İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin başlıca anabilim dallarının (kürsülerinin) kuruluşuna harç koydular. Bunlar arasında yıllarca Türkiye’de kalan, Türk vatandaşı olan, hatta bu ülkede son nefeslerine kadar yaşayıp bu ülke topraklarına gömülenler oldu.
Yahudi asıllı profesörlerin Türkiye’ye gelmesinde öncü ve koordinatör rolü oynayan profesör Phillipp Schwartz bir patolog idi; Profesör Erich Frank iç hastalıkları alanında bir otoriteydi; Rudolf Nissen ünlü bir cerrahtı; Hugo Braun hijyen ve bakteryoloji profesörü, Profesör Albert Eckstein çocuk hastalıkları uzmanıydı; Hans Winterstein fizyoloji bölümünü kurdu; Türkiye’ye gelenler arasında jinekolojinin öncülerinden profesör Wilhelm Liepman da vardı. 1957 yılında öldüğünde tabutu Türk bayrağına sarılarak devlet töreni ile İstanbul’da Aşiyan Mezarlığına defnedildi.